Bazen bir yola çıkarsın, sonra bir başkasına, ardından bir başkasına; seni buralara bağlayan bir şey de yoksa...
Buralar dediğim ne bir şehir, ne bir cadde, ne bir ev... Buralar dediğim yer hiç kimsenin ülkesi. Belki de benim hayatım. Benim bu hayatı yaşama tarzımın, sabit olmaması belki. Düzenlere alışık olamamam; onları sevememem; duvarların arasında kalamamam. Yapay zeka ürünü hayatlarla bir arada olmanın dayanılmaz ağırlığını üzerimde taşımaya çalışıp çalışıp başaramamam. Bir ev dolusu, bir araba dolusu, bir yaşam dolusu, az çok istisnalarla beni mutlu eden iki elin parmağı sayısında insan dışında yaşamıma giren çıkan herkesten ve her şeyden bıkmam...
İşte, yola çıkıyorum...
Bir kaçış başlıyor, uluslararası. Öyle bir kaçış ki, gidiş tarihi belli; dönüş tarihi belli; kullanılacak araçlar belli; üstelik elde pasaport. Yahu nasıl bir kaçış bu arkadaş ?
Öyle bir kaçış işte... İnsan herkesten ve her şeyden kaçarken ne şans ki bunu legal olarak yapmayı başarabiliyor. Maalesef bir minik dipnot ile: *paran olduğu kadar legalsin. Bir miktar param var benim de. Legalim anlayacağınız.
Nerelere kaçmalı? Uzaklara? Bingo!
Not: buradan itibaren interrail günlüğü okumaktasınız...
Kendimden bile sıkılmaya başladığım anlarda bir parola gibi aklıma gelir "ne kadar uzak - o kadar iyi". Sözün özü hep de budur zaten benim için. Kendisiyle her daim sidik yarıştıran bir adam olarak, kendime ait bir rekoru geliştirmeyi dener gibi, her seferinde daha uzun metrajlı yolculuklar yapmaya çalışırım. Kendime ispatlamaya çalıştığım hiçbir şey yok; sadece şunu biliyorum: "Ne kadar uzun yol - o kadar düşünecek zaman". Bu parolanın yanına "kadrajına yeni görüntüler almak" cümlesi de gelince, kendinizi harikulade bir yolculukta bulabiliyorsunuz. Her şey bu düşüncelerle başladı benim yolumda da. Bir iki değişiklik yaptım bu yolculuk için- kendi yol kılavuzumda. Hep tek kişiliktir yolculuklarım, bu sefer bana iki sıkı dost eşlik edecekti; önergeyi kendime sundum; oy birliğiyle kabul ettim. Bir de nakit akışında bir değişikliğe gittim. Normalde her yolculuğumun masraflarını kendim karşılarım; bütçem biraz açık verir sonrasında ama olsun. Bu sefer işler biraz değişti. Bütçeye Avrupa fonundan(teyzem olur kendileri) ve garantör ülkeden( annem - babam) ciddi destekler geldi. Bu değişiklikler ile kendimi maddi krizden uzak ve iki dostumla ( fatih aygün ve orhun şaşal'ı da analım) İstanbul - Paris uçağında buldum. Aslında daha öncesinde biz kendimizi(Fatih ve ben), gecenin bir vakti havaalanında bulduk. Girişte tüm metal eşyalarımı, donuma kadar tüm sıkıntılarımı(absürd ve çekilmez olanlar) XRAY cihazında bıraktım. Kafamda ne bir kadın var, ne bir kariyer meselesi, ne gereksiz dırdır...
Gidiyorum ulan!
*Rika Bonnales'den alıntıdır.
arkası yakın.
ciddiyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder